İnsanlık tarihinin en tuhaf alışkanlığı!


Sigara içen yakınlarım tanıdıklarım ile konuşurken iğneleyici laflar sokmaya çalışırım onlara. Mesela meyve getirmişsem  yıkadınmı diye sorarlarsa senin için yıkasam ne olcak. Sen zaten kendini öldürmek için elinden geleni yapıyorsun diye.
Sigara paketini elinden alıp üstünde yazanı okutuyorum. "Sigara sağlığa zararlıdır, öldürür....falan"
Yüzüne bakıyorum tık yok umursamıyor. Aynı şey ekmeiğin üzerine yazsa alıp yermisin diyorum. Yemem diyorlar. Bazılarıda sigaraya toz kondurmuyor. Konuyu değiştiriyor yada sanane ölecek olan benim diyorlar.
Hele bir arada otururken sigara dumanını kasten üzerime üflüyorlarya deli oluyorum. Böyle durumlarda
--dumanını içeri çek ama dışa verme.
-- sana bir poşet getireyim dumanı ona doldur sonra bir yere boşaltırsın diyorum.

Bu yazıyı yazdıktan bir süre sonra (16.06.2007) hemen yukarıda söylediklerimle alakalı bir icat olduğunu gördüm.
işte o icat.



Yeni tanıştığım biri karşımda sigara içiyorsa mutlaka sigarayı ne zaman bırakıyorsun diye soruyorum. Hem mevzuda  açılmış oluyor. Genelde aldığım cevaplar şöyle:
-Kem küm....
Bırakıcam diyorlar, bırakmak lazım diyorlar, istediğim zaman bırakırım diyorlar, sorunları olduğu için içenler varmış. Sigara haram değil mekruhmuş.....falan falan.
En çokta verdikleri paraya acıyorum. Git o parayı havaya  savuracağına  çocuğunu, eşini sevindir bir şey al.
Aşağıda sigara ile yazılmış güzel ibr yazıya link verdim. İçmeyen bir olsanızda ilginizi çekeceğinden eminim.
Bir kaç alıntı:
Düşünebiliyor musunuz, bunlar zehir satarak, milyonlarca insanı göz göze öldürerek, on milyonlarcasını hasta ve malul hale getirerek para kazanıyorlar ve sanki hiçbir fenalığa bulaşmamışlar gibi sırça köşklerinde gül gibi yaşayarak geçinip gidiyorlar. Yıllık kazançları 250 milyar dolardan fazla.
-------
Tablo sadece acıklı değil, aynı zamanda gerçekten de komik… Parayla sigara alıp ondan kaynaklanan nedenlerle ölüme gitmek, kendi kiralık katiline ödeme yapmak gibi bir şey.
----
Sakıp Sabancı’yı defalarca televizyon programlarına konuk ettim. Yayın öncesi en büyük ricası, “Şu sigara olayını bana sormayın. Bende biliyorum ne kadar zararlı olduğunu ama en çok parayı da ondan kazanıyorum” diyordu.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız>>>


Yazıya bende bir şeyler eklemek istiyorum. Haber bültenlerinde ya da bazı haber programlarında uygun olmayan ortamlarda (böcüklü, 3 haftalık yağı kullanan, evcil hayvan olarak fare besleyen...işletmeler) yapılan üretimler gösteriliyor. Sonra bu tür yerler belediye tarafından insan sağlını tehdit eden ortamlarda üretim yapıldığı gerekçesiyle kapatılıyor, ceza kesiliyor.
Şimdi birde sağlığa zararlı olduğu tıp tarafından ispatlanmış, bakanlar kurulu ile onaylanmış (sigara üzerindeki uyarıcı yazılar) bir ürünü üreten firmalara hiç bir ceza yok.
Bence sigara marketlerde, bakkallarda...vesair yerlerde  bu ürün fare, böcek ilacı reyonunda satılmalı.
(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
5/1/2008 19:36

Kola Nasıl Yapılır.

Kola Nasıl Yapılır.

Kaynak kodu isteyen herkese açık olan yazılımlara Açık Kaynak Yazılım ingilizcesi ile  Open-Source Software denir.
Bu tür yazılımlar insanlığın ortak malıdır ve kullanıcıya yazılımı değiştirme kendine göre uyarlama fırsatı sunar.
Bir açık kaynak yazılıma açık kaynak yazılım diyebilmemizin sebebi  kaynak kodları yayınlanmayan  programların var olmasıdır.  Yani yazılım üreten tarifini  vermiyor. 
Tıpkı Coca Cola gibi. Bir ara cola üreticlerinden birisi formülünü açıkladığı için çalışanını mahkum ettirmişti. Artık pek çok firma kola üretiyor. Onlarca değişik marka kola var. Bunlardan biri yan tarafta resmini gördüğünüz Open Cola. Diğerlerinden farkı tarifini ücretsiz olarak alınabiliyor ve içeriğini değiştirebiliyor olmanız. Daha açık olarak; bu colayı evinizde üretebilir ve satabilirsiniz.
İşte Malzemeler
Tatlandırmak için;
10.0 g arap sakızı
3.50 mL portakal esansı
3.00 mL su
3.75 mL limon yağı
1.25 mL tarçın tozu
1.00 mL hint cevizi
0.25 mL kişniş
0.25 mL portakal çiceği yağı
0.25 mL lavanta yağı
Konsantre için;
2.36 kg şeker (çay şekeri)
2.28 L su
30.0 mL karamel
3.50 çay kaşığı 75%’lik sitrik asit
0.50 çay kaşığı kafein
Nasıl yapılacağına gelince. Tarifi burada yalnız ingilizce.

Bana kalırsa evde uğraşmaya değmez. Şahsen Cola yapacağıma Dondurma yapardım. Hem daha basit Hemde daha az tehlikeli Üstelik daha sağlıklı.

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
5/1/2008 19:35

Meğer annem haklıymış

Meğer annem haklıymış

anne_çocuk_mother_sunBugün otobüsle eve gelirken ilgimi çeken bir reklam gördüm. Bir Kitap reklamı:
"Meğer annem haklıymış"
 Reklamdaki çocuk resmi, ve yazılanlar çok hoşuma gitti. Anneniz mutlaka aşağıdaki sözlerden birini size demiştir ya da bu sözleri söyleyen bir anne duymuşsunuzdur. Eğer anneniz size aşağıdaki sözlerin hiçbirini sarfetmedi ise muhtemelen kafanızın üstünde bir melek işareti vardır ya da siz dünyalı değilsinizdir.
*   *   *
Erkek egemen bir toplumda yaşamanın sonuçlarından olsa gerek, anne ile daha bir samimidir çocuklar... Babaya anlatılamayacak her ne varsa anneye rahatça anlatılır... Önce anneler bilir çocuklarının sevgililerini... Babaya bağırılamaz... Anneye bağırmak kolaydır... Anneye karşı tahammülsüzlük vardır... Babaya alabildiğine sabırlı davranılır... Anne ti'ye alınabilir... Baba asla... Bu samimiyet "Nazım sana geçiyor anne" ile laubaliliğe de dönüşebilir... Yer yer sevimsizlikler yaşanır... Çok feci bir duygudur; evladımın kalbini kırdım galiba... Ve aynı şekilde fenadır; anneyi üzmek... Hemen pişmanlık başlar ve taraflardan biri alttan almaya çoktan hazırdır bile... Çocukların itiraz sebepleri çeşitlidir... Fakat anneler sanki hep aynı kaynaktan faydalanıyorlarmış gibi, ortak bir dil kullanırlar... Yurdumuzun dört bir yanında her anne, aynı serzeniş dilinden, aynı kalıplaşmış ifadeleri kullanır:

Seni doğuracağıma taş doğursaydım...
Senin çocukların da aynısını sana yapsın inşallah...
Hep babanın tarafını tut sen...
Benim günahım neydi de....
Bana anne deme!..
Kanser ettiniz beni...
Kızdım mı adım kızdı oluyor...
Öleyim de kurtulun benden...
Sen de kulağını buraya verme...
Gün yüzü göstermediniz bana...
Kime çektin sen bilmem ki...
Onu, beni azarlarken düşünecektin...
Seni alan üç gün sonra geri getirir...
Yaptığın banaysa, öğrendiğin sana...
Sen dururken ben mi gideyim ekmek almaya...
Seni dokuz ay karnımda taşıdım ben...
Kimin çocuğuna gülüp, kimin çocuğunu kınadıysam başıma geldi...
Hep sen yüz veriyorsun buna...
Sana da iyilik yaramıyor...vs...

Bu serzenişlere maruz kalmış... Kola almak için para istediğinde "ne kolası karpuz var dolapta" cevabını duymuş... Hava kararmadan evde olması gereken... Bereketi kaçıyor diye misafire hazırlanan sıcak köftelerin, böreğin yanından kovulmuş... Aynısından evde var veyahut da dönüşte alırız yalanlarıyla kandırılmış... "Patates o patates" denilerek her defasında kereviz yedirilmeye çalışılmış... "Babası şuna bir şey de" ile sarı kart gösterilmiş... Annesini ihmal etmiş, üzmüş çocukların kitabıdır Meğer Annem Haklıymış...Bir nevi toplu özürdür... "Anneleri Anlama Kılavuzu"dur diğer yanıyla... Ne ister anneler?.. Ne beklerler?.. Neyi niçin yaparlar?.. Hem anneye hem çocuğa, geçmiş yıllarda kalan anıların toparlamasıdır zaman hızla akıp giderken... Annesinin söylediklerinin doğruluyla tek tek karşılaşıp, annesine hak veren çocukların kitabıdır

 Meğer Annem Haklıymış...

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
5/1/2008 19:33

Hoşgeldin Metrobüs

Hoşgeldin Metrobüs


Metrobüslerin yapımından ve trafikte nasıl çaılştığına dair görüntüler.*
İstanbulda yaşayanlar bilir, özellikle iş çıkışlarında trafiğini nasıl birşey olduğunu. Sadece iş çıkışlarında değil bazen anlamsız şekilde normalde yoğunluk yaşanmayan saatlerde bile kendinizi yoğun bir trafik içinde bulabiliyorsunuz. Bunda şoförlerinde suçu olduğu gibi yolda çalışma yapan firmaların onlara izin veren makamların ve trafikle ilgili düzenlemeleri yapanların (yapamayanların)da suçu var. Bu yazının amacı zaten bir suçlu aramak değil.
Şimdiye dek İstanbul trafiği için çözüm olması adına pek çok şey yapıldı. Alt geçitler, üst geçitler, yeni yollar...vs. Ama hiçbiri tam olarak trafiği rahatlatmadı.
Şimdi Metrobüs'de geldi bakalım. Proje sözde okulların açılmasına yetişecekti. Ama yol bitmesine rağmen duraklar bir türlü bitmedi. Bakıyorsunuz  malzemelerde getirilmiş fakat çalışma yok. Daha deneme sürüşleri için otobüste yeni geliyor. Neyse, illaki duraklar tamamlanacak, otobüsler gelecek, faaliyete geçecek. Önemli olan bundan sonrası. Trafiğe ne derece çözüm olabilecek göreceğiz.
Her zaman yetkiller trafiğin çok sıkışık olması muhtemel günlerde televizyonlara çıkıp derlerki "Vatandaşlarımızdan mümkün olduğu ölçüde trafikte toplu taşıma araçlarını kullanmalarını tavsiye ediyoruz." İyi güzel tavsiye. Herkes bu tavsiyeye uysa trafik gayet rahatlıyacak. Ama bir sorun var. Toplu taşıma sistemimiz çok mükemmel, vatandaşlara rahat batıyordamı sürekli özel araçlarla trafiğe çıkıyorlar. Hayır. Neden?
Öncelikle iş çıkışlarında pek çok hattaki otobüsler tıklım tıklım dolu oluyor.
Otobüsler düzenli olarak duraklara gelmiyorlar. Bazen ard arda gelen otobüsler bazen bir saate yakın süre ortada gözükmüyorlar.
İETT'nin pek çok aracında klima yok. Bu özellike yazın çok  sorun oluyor. Milletin ter kokusu altında sıkışık bir otobüste üstelik parasını ödeyerek seyehat etmeyi kim ister.
Aslında günün büyük bir bölümünde yollar akıcı oluyor fakat bazı noktalarda sıkışma nedeniyle boşa zaman kaybı yaşanıyor. Bunun en büyük sebeplerinde biride minibüsler. Kendine ait durakları olmayan bu araçlar  müşteri alabilmek amacıyla  otobüs duraklarına dalınca  trafik kilitleinyor. Bu konuda daha öncede bir yazı yazmıştım. O zamandan beri değişen bir şey olmadı. Güneşli-Beyazıt hattında özellikle Cevizlibağ ve Şirinevler duraklarında (Üstellik cevizlibağlardaki trafik polisleride orada olduğu halde) bu hala devam ediyor.
İnşallah İbb yeni otobüslerde hani yapmazlarya farklı bir bilet sistemine geçmez!.

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

Amozanlarda uçan bir kurbağa

Şu son bir haftadır özelliklede Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Tv'lerde yurt dışındaki olaylarla ilgili haberler çok azaldı. Ondan öncesinde ise siyasiler dünya gündemi ile ilgili çalışmalar, açıklamalar, tesbitler yaparken görüyorduk. Şimdi ise kendi sorunlarımızla uğraşmaktan dünyada ne oluğ bitiyor fazla bir bilgimiz yok. Nedense Irak'la, İran'la (nükleer sorunu)....ile ilgili haberler ilgimi çekmiyor. Ayrıca özellikle son bir haftadır Kuzey Irak'a müdahale ile bundan önce gündemi meşgul eden haberlere rastlamadım ya da bana denk gelmedi.
Özellikle son bir hafdadır kendimizi dünyaya rezil ediyoruz. Cumhuriyetimizin 87. yılında hala sistemi tartışıyoruz.
Oysa dünyada pek çok önemli şeyler oluyor. Biz farketsekte farketmesekte... Dünya sürekli değişiyor, bu değişimde bizimde bir katkımız olmaz bu değişimin içinde olmazsak içimize kapanır, herkese yabancı olarak görünürüz. Dünyayı hep geriden takip ederiz. İşte size İrtica.

Neyse ben size uçan kurbağalardan bahsedeyim.

Güney Asya ve Avustralyadan görülen bu kurbağalar ağaçlardaki küçük böceklerle beslenirler. Bir ağaçtan diğerine geçmek için adeta uçarak atlar. Ayaklarındaki perdeleri kanat (paraşüt) olarak kullanırlar ve süzülerek bir ağaçtan diğerine geçerler(  inip diğer ağaca tırmanmak baya vakit alırdı herhalde) Tabii sadece açalardaki böcekleri yiyen bu kurbağalar uçmaz. Kurbağaları yiyen ve ekmeğini kurbağalar gibi ağaç tepelerinde arayan bazı hayvanlarda  bu beceriye sahiptir.

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

:::...PayLaS BiZLe...:::: Gençliğin Yeni Adresi http://bannerbreak.com/banners/2/710/122692325566648130.gif