Son yıllarda sürekli gazetelerden okuyor, televizyonlardan duyuyor
izliyoruz. Son 30 yılın, 50 yılın, 80 yılın, 150 yılın, 300 yılın, 1000
yılın, 1400 yılın en sıcak yılı, yazı, kışı, ayı, haftası ve hatta günü
olacak şeklindeki haberleri. Bu haberler kafa karışıklığından başka bir
şey yaratmıyor. Tamam küresel ısınma var, dünya ısınıyor, her yıl daha
fazla sıcak oluyor ve hepimiz öleceğiz.
Şu an bulunduğumuz yıl ve gelecekteki yıllar için yapılan tahminler
birbirini tutmayabilir. Bu yüzden farklı rakamlarla karşılaşmamız
doğaldır. Sonuçta bunların hepsi tahmindir. Fakat geçmiş yılların
verileri kaydedilmiş olup yeni yapılan tahminleri geçmiş yıllarla
mukayese ederken daha dikkatli olunmalı.
Medyada çıkan istatistiki
bilgiler üzerine yazılanlara kendimi bildim bileli gıcık olmuşumdur.
Aralarında mantıklı olanlar yok değil. Şimdi bu konuda yaptığım
araştırma sonucu bulduklarımı sizlerle paylaşacağım. Bakalım nasıl bir
sonuca ulaşacağız.
İlk olarak hürriyet gazetesinden bir alıntı.
Aslında son 1400 yılın en sıcak 1. yılı 1998 yılıdır. Bunun havada biriken sera gazları ve kuvvetli bir El Nino gibi 2 büyük nedeni vardı. Böylece, 1998 en sıcak 1. yıl, 2002 en sıcak 2. yıl, 2003 en sıcak 3. yıl, 2004 en sıcak 4. yıl, 2005 en sıcak 5. yıl ve 2006 en sıcak 6. yıl oldu. (Hürriyet)
'1998, son 400 yılın en sıcak yılıydı. 2007 daha da sıcak olacak' diyen Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu, 1960'lara göre son 10 yılda afet sayısının üç, sigorta kayıplarının 15 kat arttığını söyledi (Radikal)
Aslında başlık şu şekilde de olabilirdi. "Dörtte üçü sularla kaplı
dünyada susuz kalmayı becermek". İnsanoğlu yaşadığı dünyayı yaşanılmaz
bir hale getirmek için elinden geleni yapıyor.
Bu arada başlığı kendimize uyarlayarak "Üç tarafı denizlerle çevrili ülkede susuz kalmak" şeklinde mi yazsaydım acaba?
Şu
an medyamızın gündeminde iki önemli mevzu var. Seçimler ve aşırı
sıcaklar ile su sıkıntısı. Daha ilköğretimden itibaren öğretilir.
Dünyanın dörtte üçü sularla kaplıdır, vucudumuzun yüzde 60-70'i sudan
oluşur diye.
İyide dörtte üçü sularla kaplı olan dünyada nasıl
susuz kalabiliyoruz. Çünkü dünyadaki suların çok azı (Yüzde 2,5)
içilebilir tatlı sudur.
Deniz suyu içilemezmi ? İçilebilir. Fakat deniz suyu tuzlu olduğundan
susuzluğumuzu gidermek yerine bizi daha fazla susatır. İçmek için
sudaki tuzu ayırmak gereklidir. Bunun içinde suyu buharlaştırmak,
buharlaştırmak içinde ısıtmak. Suyu ısıtmanında bir maliyeti vardır.
Olsun Yüzde 2,5 de çok büyük bir miktardır diyorsanız bu suyunda yüzde 74'ünü buzullar teşkil ediyormuş. (Daha önce bir yazımda dünyadaki tatlı suların %90'ı Antarika'da bulunur demiştim. İki farklı kaynak ve yine kafa karıştırıcı farklı rakamlar.)
Sonuç olarak yeraltı ve yer sütündeki tatlı suların yüzde 1'inden daha
azına ulaşabilyormuşuz. Çok karamsar bir tablo değilmi? Rakamları sizi
korkutup suyu daha dikkatli kullanmanız için uydurmuyorum. Bende buranın yalancısıyım.
Eee
ne olmuş yani bu bilgileri her yerde duyuyor okuyoruz. Televizyonlarda
uzman sıfatı ile çıkan adamlar hep anlatıyorlar bunları. Medyada en
karamsar tabloyu kim çiziyorsa onu ekrana getiriyor. (Bu dönemde en karlı iş su satmak. Heryerde bir su satıcısı var. 10-15 kuruşa aldıkları suları 50 kuruşa satıyorlar. )
Sadece sorunları dile getirmek onları çözmüyor. Birazda çözüm yollarını göstermek gerek.
İçilebilir suyu elde etmek için ne gibi altarnatifler var onları konuşmalıyız. Bir arkadaş bu yolları anlatan güzel bir yazı hazırlamış. İçlerinde en uygulanabilr, işe yarar ve benim tuttuğum yöntem şu.
Bu yöntemle günde 1,5 litre su kazanılabilyormuş. 1,5 litre deyip
küçümsemeyin. Amaç içme suyu üretmek. Gördünüz aletin daha büyüğü
yapılabilir aynalar yardımı ile ya da güneş enerji sistemleri ile
entegre hale getirerek gün içinde elde edilebilecek tatlı su miktarı
arttıralabilir. Üstelik çokta ucuz bir yöntem. Gereken sadece güneş
ışığı. Oda fazlasıyla mevcut. Bence su direkt güneş altında
buharlaştırmak yerine camı siyah bir filmle kaplamak daha doğru olur.
Hem daha verimli olur hemde direkt güneş ışığına maruz kalan su sağlık
açısından zararlı olabilir.
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6515


Gmail,
dünya ile aynı anda Türkiye'de tüm internet kullanıcılarının
kullanımına açıldı. Google Türkiye Ülke Müdürü Erem Karabey, internet
kullanıcılarının artık davete gerek olmadan ücretsiz olarak Gmail
e-posta adresi alabileceklerini bildirdi.
Uygulamayı Türkiye'de bütün dünya ile aynı anda başlattıklarını belirten Karabey, bugüne kadar spam mailleri uzakta tutmak için koruma amaçlı kapalı hesap açma sistemini tercih ettiklerini, koruma sistemine yönelik yaptıkları çalışmaların sonucunda son kullanıcıların spam maillerden rahatsız olmayacağı noktaya gelindiğini, bu nedenle Gmail'i herkese açtıklarını söyledi.
'Kullanıcılar spam mesajları rapor ederek, spam filtresini güncellemeye yardımcı olabiliyorlar, yani etkileşimli bir sistem bu' diyen Karabey, güvenliğin kapalı sistemdeki kadar etkili olacağını aktardı.
2 GB'LIK KAPASİTE...
Türkçe olarak kullanılabilecek Gmail'in, 2 GB'lik kapasiteye sahip olduğunu aktaran Karabey, şöyle devam etti:
'Bunu
Türkiye'de veren yok. Böylece kullanıcılar mesajlarını silmeden daha
fazla bilgi, dosya ve resim saklama olanağına sahip olacak. Biz diyoruz
ki, e-postalarını artık silmeyin, fotoğraflarınızı silmeyin, hepsi
orada dursun ve e-postanızın içinde bunu kim, ne zaman atmıştı vesaire
diye yazmayın. Çünkü arama fonksiyonu var. Yani e-postalarınız içinde
arama yapabiliyorsunuz. Google'nin arama gücünü Gmail'inizin içinde
olduğunu düşünün ama bu aramayı sadece hesabın sahibi yapabilecek
tabii...'
Erem Karabey, Gmail'de e-postaların konu bazında gruplama olanağının da sağlandığını belirterek, 'Mesela gelen kutunuza düşen bir mailin konusu 'Cumartesi akşam programı' olsun. Sonra Ahmet yanıtladı, onun konusunda 2 yazıyor, Ayşe'nin yanıtına 3 yazıyor... Hepsi orada tutuluyor. Yani bir konuyla ilgili bütün e-postaları alt alta tutuyor' diye konuştu.
'GMAIL'DE CHAT YAPILABİLİYOR'
Gmail'in içinden chat yapılabildiğini kaydeden Karabey, bunun için herhangi bir programın download (indirme) işlemine gerek kalmadığını, e-posta adresine girildiğinde bir pencere açıldığını, adres listesindeki kişilerin online ya da offline olup olmadığının görülebildiğini ve her bilgisayarda ekstra bir işlem yapmadan bu hizmetten yararlanılabildiğini anlattı.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), resmi internet sitesinde hizmete giren sayfasında çocukları internetin olumsuz etkilerinden ve bu yolla görebilecekleri zararlardan korumayı amaçlıyor.
Üst Kurulun 'www.rtuk.org.tr" adresindeki resmi internet sitesinde "Çocukların güvenli internet kullanımı" başlığı altında oluşturulan sayfalarda hem ebeveynler hem de çocuklar için öneriler yer alıyor. Sitede güvenli internet kullanımına ilişkin bilgi alınabilecek başka internet adresleri ile bu konuda gerçekleştirilmiş araştırmalara ulaşma olanağı da sağlanıyor.
Çocukların ve ailelerin bilinçli birer internet kullanıcısı olmalarını sağlamak, küçükleri internet aracılığıyla uğrayabilecekleri zararlardan korumak amacını taşıyan sayfalarda, öneriler çocuklar ve ebeveynler için ayrı ayrı hazırlanan bölümlerde sunuluyor.
Ebeveynler için hazırlanan ve 'İletişim özgürlüğü içinde yer alan internet kullanımında da dikkat etmemiz gereken kurallar, çocukların internetten güvenli bir şekilde yararlanmalarını sağlamak açısından önem taşımaktadır" denilen bölümde yer verilen önerilerden bazıları şöyle:
-'Her şeyden önce çocuğunuzla iyi bir iletişim içinde olunuz. Çocuğunuzun arkadaşları, zevkleri, korkuları, sevdikleri ve sevmedikleri konular hakkında bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuza, her konuyu sizinle paylaşabileceği güvenini veriniz. Sizin yetersiz kaldığınız konularda uzmanlardan yardım alınız.
-Çocuğunuzun internete girdiği bilgisayarın çocuğun odasında olmamasına, evinizin ortak kullanım alanı içinde olmasına dikkat ediniz.
-Çocuğunuzun internette kalma süresine ve bilgisayar kullanma süresine mutlaka kısıtlama getiriniz.
-Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ebeveyn olarak çocuklarınıza iyi birer örnek olunuz. Bilinçli ve güvenli internet kullanım kurallarını öğreniniz ve uygulayınız.
-Çocuğunuzla ve okul öğretmenleriyle birlikte çocuğunuzun yaşına uygun ve güvenli olan internet sitelerinin adreslerini belirleyiniz. Belirlediğiniz sitelerin adreslerini bilgisayarınızın 'sık kullanılanlar' bölümüne kaydediniz. Böylece bu sitelere giriş işlemi daha kolay olacaktır.
-İnternette mümkünse çocuğunuzla birlikte gezininiz.
-Çocuğunuzun internet kullanımını sık sık denetleyiniz. Hangi sitelere girdiği, hangi sohbet ortamlarında bulunduğu konusunda fikir sahibi olunuz. Mümkünse sohbet ortamlarındaki arkadaşlarını tanımaya çalışınız.
-Gerekli güvenlik ve filtreleme programlarını edininiz.
-Çocuğunuza sizin izniniz olmaksızın, kendi adresini, okulunun adını, telefon numaranızı, ebeveyninin iş adresleri ve iş yeri telefon numaraları gibi kişisel bilgileri internet sohbet ortamında kimseye vermemesi gerektiğini öğretiniz.
-Çocuğunuza, internet ortamında yeni tanışılan kişilerin her zaman kendileri ile ilgili doğru bilgiler vermeyebileceği, kimlikleri ve yaşlarıyla ilgili yanıltıcı bilgiler verebileceği gerçeğini anlatınız.
-Çocuğunuza, size sormadan internet ortamında alış veriş yapmaması gerektiğini, istenilen kredi kart numaraları bilgilerini vermemesini öğretiniz.
-İnternet sohbetlerinde onlardan yapmamaları gereken ya da onları rahatsız eden bir davranışta bulunmalarını isteyenler olduğu takdirde, sohbeti bırakarak hemen size haber vermesini ve olayı anlatmasını isteyiniz. Çocuğunuzun size güvenmesini sağlayınız. Çocuğunuza kızmayınız, korkutmayınız. Çocuğunuza her konuda destek vereceğinizi hissettiriniz.
-Şaka yapmak amacıyla dahi arkadaşlarıyla hatta hiç kimseyle korkutmak amacıyla tehdit edici bir üslupla iletişim kurmamalarını anlatınız. Günlük hayatta olduğu gibi, internette de kötü ve kaba kelimeler kullanmamalarını, kibar ve güzel bir dil kullanmalarını isteyiniz.
-Kelimeleri büyük harflerle ve uzatarak yazmak, düşüncelerimizi iletişimde bulunduğumuz kişiye ısrarcı bir şekilde kabul ettirmeye çalışarak ifade etmenin saldırgan bir ifade tarzı olarak anlaşılabileceğini, bu tür iletişimden uzak durulması gerektiğini öğretiniz."
ÇOCUKLARA ÖNERİLER
RTÜK'ün
sitesinde güvenli internet kullanımına yönelik olarak çocuklara yönelik
önerilerden bazıları ise şunlar: -'Bilgisayarın önünde uzun süreli
hareketsiz kalmayın, kambur oturmayın; sırtınızı destekleyecek bir
sandalye veya oturma alanı seçin. Işıksız ortamda bilgisayar
kullanmayın.
-İnternette mümkünse ailenizle birlikte gezinin. Eğer aileniz müsait değilse, sadece ailenizin ve okul öğretmenlerinizin onayladığı siteleri ziyaret edin.
-Ziyaret ettiğiniz sitenin 'güvenlikle ilgili sorularını' dikkatlice okuyun, sitenin sizden istenilen bilgileri ne amaçla istediğini öğrenin ve ailenize danışarak sizden istenilen bilgileri verin. Ailenizin onayı olmaksızın resminizi, adresinizi, telefon numaranızı, okulunuzun adını vermeyin.
-İnternet kullanıcı adınızı ve şifrenizi ailenizin dışında hiç kimseye vermeyin.
-İnternet ortamında, sohbetlerde sizi rahatsız eden görüntü, ses ve yazılar yer alırsa hemen bulunduğunuz internet ortamından çıkın ve ailenize haber verin.
-İnternet ortamında yeni tanıştığınız kişiler her zaman sizin yaşınızda olmayabilir. Kimlikleri ve yaşlarıyla ilgili sizi yanıltabilirler. İlk defa karşılaştığınız yeni mesaj ve kişileri mutlaka ailenize gösteriniz.
-İnternet sohbetlerinde biri sizden yapmamanız gereken ya da sizi rahatsız eden bir davranışta bulunmanızı isterse, sohbeti bırakıp hemen ailenize haber verin ve olayı anlatın. Ailenize güvenin ve kızacaklarını düşünerek korkmayın. Onlar size destek olacaktır.
-İnternet sitelerinden bilgisayarınıza yükleyeceğiniz veya indireceğiniz programlar ve içerikler hakkında ailenize haber verin, lütfen onların izni olmaksızın bu işlemleri yapmayın.
-İnternet ve bilgisayar evinizde ya da okulunuza yoksa ve interneti başka bir yerde kullanıyorsanız bu yerin neresi olduğu hakkında ailenizi bilgilendiriniz. Onların izni olmaksızın bu yerlere gitmeyiniz. Sizin için uygun olmayan (sigara içilen, filtreleme kullanmayan işletmelerde) ortamlarda bulunmayın.
Vista, HD Photo ile geliyor
Microsoft geçen sene JPEG formatından daha az yer kaplayan bir resim formatı geliştirdiğini duyurmuştu. Şirket, Windows Media Photo olarak duyurduğu formatı Vista ile beraber HD Photo adı altında sunuyor.
Microsoft,
HD Photo (Yüksek Tanımlı Fotoğraf) formatını yüksel çözünürlüklü
fotoğraf çekebilen makinalarda vazgeçilmez haline getirmeyi hedefliyor.
HD Photo, belirtildiğine göre JPEG formatından daha fazla ayrıntıyı
daha az alana kaydedebiliyor. Aynı kalitede resimi yarı alana
sığdırmayı başaran formatın güvencesi Vista'dan geliyor. Vista'nın
yanında Adobe ile anlaşan Microsoft, formatı Photoshop'ta da
kullanılabilir hale getirecek. Ardından dijital kameralarda da
kullanıma sunulacak format Microsoft'un güçlü lobisini ardına alıyor.
JPEG,
JPEG 2000 ve HD Photo'nun sıkıştırma kabiliyeti. Sıkıştırılmış sürümde
ne kadar fazla renk varsa orijinalden o kadar uzaklaşılmış oluyor.
Fakat
bundan önce JPEG formatının geliştirilmiş sürümü JPEG 2000, GIF
formatının eksikliklerini tamamlayan PNG formatı seleflerini
yeryüzünden silemedi. Ayrıca bazı dijital fotoğraf makinası üreticileri
yeni formatı JPEG yerine koymaya çekiniyorlar. Zira JPEG tam anlamıyla
bir endüstri standardı. Üreticilere göre HD Photo'nun aynı desteği
alması için kullanıcı tabanını oldukça genele yayması gerekiyor.
Yeni
formatın yaygınlaştırmak için Microsoft, lisanslama konusunda esnek
davranacağını bildirdi. Format'ın açık kaynak programlarda
kullanılabilmesi de mümkün olacak. Şirket, Windows harici sistemler
için geçiş araçları tasarlayabilmek için gerekli araçkitlerini de sunuyor.

Baskı
makineleri piyasaya çıktığından beri, fotoğrafçılara daha az gider
olduk. Peki şimdi baskı makinesinin cebinize sığdığını düşünün. Henüz
tanıtımı yapılan ZINK isimli cihazın fiyatı 99$ olacakmış. Çekin,
kaydedin ve çıkarın.

yenibu.com
Karasal Dijital Televizyon Yayıncılığı Nedir Ne Değildir?
Öncelikle
başlıkta adı geçen ve bu standardın oturması ve yaygınlaşması, biraz
zaman alacak olsa da zamanla büyük illerimizden başlayarak bütün
Türkiye'yi kapsayacağı kesin diyebiliriz fakat şu an için DVB-T pilot
uygulamaları, 3 Şubat 2006 tarihi itibariyle başlamış olmakla beraber,
bildiğim kadarıyla henüz bir elin parmaklarını geçmeyecek kanal sayısı
ile sadece; Ankara(UHF 31), İstanbul(UHF 23) ve İzmir’de(???) düşük
güçle test olarak yayınlanıyor.
Yakın zamanda Cenevre'de
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından gerçekleştirilen
Bölgesel Radyo komünikasyon Konferansı'nda yapılan görüşmeler sonucunda
1052 adet kanalın tahsisi yapılmış ve yıl sonuna doğru da
Telekomünikasyon Kurumu tarafından, Türkiye'nin karasal sayısal frekans
planı haline dönüştürüleceği kararlaştırılmış durumda. Yine bu
toplantıda alınan kararla, özellikle Avrupa ülkelerinde 2015 yılına
kadar tüm karasal analog yayınlara son verilerek, karasal sayısal
yayına geçileceği öngörülüyor.
Karasal
yayınları izleyebilmek için; bu çıkışa sahip olmayan televizyonlara;
bildiğimiz uydu alıcılarına benzer ama daha ufak karasal TV alıcısı
bağlanması gerekiyor. Bilgisayarlarda ise DVB-T tv kartı gerekiyor.
Karasal Sayısal Yayın (DVB-T) Nedir ?
Yayınların
izleyicilere iletilmesinde yerel vericiler kullanılarak yapılan Digital
yayın türüdür. Çoğu Avrupa ülkesinde faaliyette olan bu sistem
ülkemizde de deneme aşamasındadır. Şu anda kullanmakta olduğumuz
VHF/UHF bandından çok daha ufak antenlerle bile yayın alabilecek, tek
bir analog yayının taşınması için gereken band genişliğinden,
sıkıştırma tekniği kullanılarak 4 ile 6 yayının iletilmesine izin veren
ve çok daha fazlasını vaat eden yeni ve verimli bir yayın metodudur.
Ya
da kısaca; mevcut vericilerden analog olarak yapılan televizyon
yayınlarının sayısal (dijital) olarak yapılmasıdır da diyebiliriz.
Aynı
telefon hatlarından 56k bağlantısından ADSL teknolojisi ile 1024 k ve
üzeri bağlantıya kavuşmamız gibi burada da mevcut vericilerdeki anolog
teknoloji ,dijitalleri ile değişecek. Bu değişim sayesinde de aşağıda
belirttiğim nimetlere kavuşacağız inşallah…
Uydu Yayını ile Karasal Yayın (DVB-T) Arasındaki Fark Nedir ?
Uydu
alıcıları; çanak antenlerle konumlandırdığınız farklı uydularda birçok
ülkenin yerel, özel, şifreli ve şifresiz tüm içeriklerini izlemek
mümkünken karasal yayında sadece bulunduğunuz bölgede bulunan yerel
vericilerin bu sisteme geçmesi ile alabileceğiniz yayın türüdür.
Dijital olmakla beraber Çanak anten yerine sadece yaklaşık 20-30 cm.
boyunda bir çubuk antenle yayınları alabilme kolaylığı sağlayan bir
teknolojidir.
Karasal Sayısal Sistemin(DVB-T) Avantajları



Günümüzde Kullanmakta Olduğumuz Anolog Sistemin Dezavantajları
Kısa Tarihçe
Sayısal
Televizyon ile ilgili ilk resmi çalışmalar 1993'de Bonn'da gerçekleşen
DVB (Digitial Video Broadcasting) projesi adı altında 20 ülkenin
katılımı ile başlatılmış ve şu anda katılımcı sayısı 200'e ulaşmıştır.
Dünyadaki
Karasal Sayısal TV Yayıncılığında (DVB-T) ise Temmuz 1997’de
İngiltere’nin Chester kentinde yapılan toplantıda, DVB-T yayınının
hangi bandlardan yapılabileceği ve standartı belirlenmiştir.
Avrupa
ülkelerinin çoğu, analog yayın iletimine yaptıkları büyük miktarlardaki
yatırımlardan dolayı, sayısal TV yayınlarına ancak 2010 yılında tam
anlamıyla geçebileceklerini, geçiş süresince de analog ve sayısal
yayınların eş zamanlı yapılacağını ifade etmişlerdir.
Sonuç
Karasal
Sayısal Yayın Sistemi şu an tam olarak faaliyete geçmemiş olsa da
görmüş ya da çok yakınma görecek olduğunuz gibi yeni satılmaya başlayan
birçok uydu alıcısı ve düz panel televizyonlarda dvb-t desteği bu
standardın yakın bir zamanda hayata gireceğinin ilk emaraleri olsa
gerek. Bu olduğunda da genllikle çatılarda konumlandırdığımız
çanakların pabucunu diğer çatıya atamayacak olsak da en azından
balkonlarımızdaki anolog antenlerimizi çatıya atmamız mümkün ama mecbur
değil. Çünkü yeni teknoloji çok daha ufak ve harici yükseltici
gereksinimi bile bulunmayan antenlerle daha az alanda daha iyi kalite
vaat ediyor.
T-DAB sayesinde dijital radyo keyfini sürerken
DVB-H sayesinde de Cep telefonu ve Cep bilgisayarları gibi küçük
taşınabilir cihazlardan kesintisiz ve ücretsiz TV izleme imkanımız
olacak...
Ya da; daha da basite indirgeyecek olursak meseleyi;
Mevcut çanak antenlerle izlediğimiz dijital yayın sisteminin bütün
özelliklerine sahip ve yine aynı teknolojinin bir türevi olan bu
sistemi mevcut vericileri ve alıcıları dijitale çevirerek faydalanma
imkanına sahip olacağız. Bunun adı da "Karasal Sayısal Yayın Sistemi"
olacak... 
Son
olarak; aşağıda bu araştırmayı yapmama vesile olan; yakın zamanda sahip
olmuş olduğum Asus My Cinema-P7131Dual PCI kartımın ve ASUS W5F
dizüstüme yakışacağını düşündüğüm Asus My Cinema U3000 USB Tv kartının
yanında araştırma yaparken denk geldiğim DVB-S ve DVB-T destekleyen
hybrid receiver cihazlarını bir yana koyup aşağıda resmini gördüğünüz,
DVB-S, DVB-T ve Anolog olmak üzere üç yayın türünü birden destekleyen
ilginç bir TV kartına da ilginizi çekebileciğini düşünerek ekledim...
FlyDVB Trio 
Terimler & Kısaltmalar
Digital Video Broadcasting ___ Dijital Video Yayını
DVB-Satellite ___ Uydu Yayınları
DVB-Cable ___ Kablo Yayınları
DVB- Handheld ___ Taşınabilir Cihazlar için Yayın
DVB-Terrestrial ___ Karasal Yayın
T- Digital Audio Broadcasting ___ Sayısal Radyo Yayını
MMDS: Çok kanallı çok noktaya dağıtım sistemi
MVDS: Çok kanallı video dağıtım sistemi
LMDS: Tek noktadan çok noktaya dağıtım servisi
Enterferan: Çevresel faktorler, manyetik alan vb.. nedenler sebebiyle sinyallerin etkilenmesi durumu
Digital: Sayısal (illa ki çanak olacak demek değil)
Hybrid: Melez
Receiver: Alıcı 
Asus My Cinema U3000__________________________________________ Asus My Cinema-P7131Dual
Daha hızlı daha güçlü: Asus Lamborghini VX2
Çeşitli araştırma kuruluşlarının yaptıkları son dönem araştırmalara ve anket sonuçlarına baktığımızda, dizüstü pazarının ciddi hareketlilik içinde olduğunu, konuya ülkemiz bazında yaklaştığımızda ise toplam bilgisayar satışları içerisinde her yıl dizüstü bilgisayar satışlarının ciddi şekilde arttığı ve kısa bir süre içerisinde de masaüstü bilgisayarlarının tozunu arttıracakları da önümüzdeki önemli gerçeklerden biri. Tabii bunda özellikle gelişen teknoloji ile birlikte performansları masaüstü bilgisayarları yakalayan dizüstü bilgisayarların fiyatlarının da eskiye göre nispeten alınabilir seviyelere gelmesi ve globalleşen dünyada insnaların maksimum zaman verimliliği elde etmek ve olabilidiğince mobilize olma istekleri de bu gelişmelere etken önemli noktalar arasında yer alıyor. Tabii artan dizüstü bilgisayar satışlarından nimetlenmek isteyen çok sayıda firmada bu pazara girdi. Özellikle düşük maliyet hedefi ile ortak yapıların ve hazır şablonların çok geniş kapsamda kullanıldığı biribirinin aynısı olan dizüstü bilgisayarların aksine bazı firmalar özel modelleri ile dikkatleri üzerlerine çekmeyi de başarabiliyorlar. Bu akımı başarıya ulaşıtran ilk firmalardan biri Acer olmuştu. Ferrari'nin Formula 1 takımı sponsorlarından olan Acer, Ferrari ile yaptığı ciddi çalışmalar sonucunda geçtiğimiz yıllar içerisinde Ferrari isim ve logolu yüksek donanım seviyesine sahip, tasarım-donanım-fiyat üçlüsü açısından değerlendirildiğinde son derece elit bir seri oluşturan Acer'ın Ferrari modelleri okadar başarılı olduki firma daha sonra ürün gamına Ferrari logolu LCD monitörleri vb. bazı donanımları da eklemeye başladı. Acer'dan sonra benzer bir çalışma Asus'dan gelmişti. Asus yine bir İtalyan süper spor otomobil devi olan Lamborghini ile ortaklık içine girerek karşılıklı müşterek çalışmalar sonucunda Lamborghini VX1'i hazırlamıştı. Acer'ın Ferrari serisi gibi yüksek donanım seviyesine ve özel bir tasarıma sahip olan bu modelin ciddi başarı yakalamasının ardından firma şimdi de Lamborgini VX2 modeli ile karşımızda.

Asus'un yeni Lamborghini VX2 modeli gerçek anlamda ilk defa geçtiğimiz ay yapılan Tüketici elektroniği fuarında (CES 2007) karşımıza çıkmıştı. Fuar boyunca sergilenen ama teknik özellikleri konusunda açıkçası pekte açıklama yapılmayan Asus'un torku yükseltilmiş yeni modeli Lamborghini VX2'nin teknik detayları da artık gelen resmi açıklamalar ışığında belirginleşmeye başladı. Güncel donanım gelişmelerine paralel olarak donanım özellikleri yenilenen ve tasarımında da bazı değişiklikler içeren yeni Lamborghini VX2 çok can yakacağa benziyor. Ürünün teknik özelliklerine baktığımızda, Intel Centrino Duo mobil teknolojisini kullanan Lamborgihin VX2 üzerinde Asus'un işlemci tercihi Intel'in en güncel ve performanslı işlemcilerinden biri olan çift çekirdekli Core 2 Duo (Merom) T7400'den yana olmuş. Yine Intel'in 945 yonga setine sahip anakart kullanan pistlerin hızlı oyuncusu VX2 üzerinde Intel'in yeni nesil Wireless-N teknolojisi de yer almakta. Ürünün grafik çözümüne yönelik tercih ise Nvidia'nın GeForce Go 7700 modelinden yana olmuş. Dünyanın 80nm üretim teknolojisi ile üretilen ilk grafik çözümü olan 512MB belleğe sahip GeForce Go 7700, VX2'nin grafik alt yapısını oluştururken açıkçası böyle üst seviye bir sistemde özellikle ATi'nin mobil X1900 çözümleri de tercih edilebilirdi doğrusu. Sistem üzerinde yer alan 2GB'lık DDR2 bellek ve 160GB'lık hard disk son derece yeterli iken optik çözüm olarak ise Lightscribe teknolojisine de sahip DVD yazıcı kullanılmış. Artık HD-DVD ve Blu-Ray'ların sistemlerde kullanılmaya başlandığını göz önüne aldığımzıda Asus'un maliyetleri çok daha yukarılara çekmemek için klasik DVD yazıcı tercihini kullandığını düşünüyoruz ama zaten fiyatı bir hayli yüksek olan ve yine sınırlı sayıda üretileceği söylenen VX2 için HD-DVD'nin getireceği ek maliyetin sisteminin alınabilirliğini ne kadar olumsuz etkileyebileceği ise ciddi bir soru işareti. 15.4-inç'lik parlak ve sıfır ölü nokta garantisi veren ekrana sahip olan VX2, üretici firma Asus'un Video Intelligence teknolojisi sayesinde de görsel uygulamalarda rakiplerine göre iddialı olma peşinde. 3xUSB; VGA-Out (D-Sub); TV-Out (S-Video); IEEE1394; 8-1 kart okuyucu; Line-In; μ-DVI ; Docking Port gibi genişleme olanaklarına da sahip olan Asus Lamborghini VX2 üzerinde ek olarak 1.3MP'lik dahili bir kamera ve mikrofon da yer almakta.
Güçlü donanım özelliklerinin yanında Asus, VX2'nin yazılımsal özelliklerini de ciddi anlamda güçlü tutmuş. Zira bunun en güzel örneğini yapılan işeletim sistemi tercihinde görüyoruz. Asus, VX2 üzerinde Microsoft'un yeni nesil işletim sistemi Windows Vista'nın en iddialı ve pahalı modeli olan Ultimate versiyonunu kullanmış. Donanım ve yazılım özelliklerini birleştirmede genel itibariyle başarılı olan VX2, sahip olduğu Bluetooth 2.0 teknolojisi ile de bağlanılabilirlik yetilerini de arttırıyor. Tabii dizüstü bilgisayarların özellikle de güçlü konfigürasyona sahip olan modellerin önünde yer alan en büyük sıkıntı, genellikle güç tüketimi ve batarya ömrü oluyor. Asus bu sorunun önüne geçebilmek için VX2 üzerinde "extreme" güç yönetimi adını verdiği Power4Gear teknolojisini kullanmış. Bu teknolojinin temel amacı işlemci hızını uygulamaya göre otomatik olarak ayarlayarak batarya ömrünü uzatabilmek. Bu noktada Asus Lamborghini VX2 kullanıcılara 4 farklı mod sunuyor. Kullanıcıların seçeceği Oyun, DVD izleme, Müzik Dinleme ve Kelime İşlemci modlarına göre işlemci hızı otomatik ayarlanarak batarya ömrünün uzatılması hedeflenmiş ki Asus'dan gelen bilgere göre bu teknoloji sayesinde 20-25% arası verimlilik sağlanabilmiş.
Tasarım, donanım ve Lamborghini asaletini VX1 üzerinde harmanlayarak ciddi bir başarı yakalayan ve Acer'ın Ferrarisine rakip olan Asus, daha hızlı ve torklu yapıya sahip olan VX2 ile anlaşılan çok daha iyi tur zamanlarına imza atacak gibi. Fiyatı hakkında henüz net bir bilgi bulunmayan Asus Lamborghini VX2'nin yine sadece sarı ve siyah modellerinin olacağı söyleniyor. Gelen bilgiler ışığında limtli sayılarda üretileceği söylenen VX2'den ülkemize kaç adet geleceği de merak konusu olan noktalardan birisi.
<<Önceki Sayfa |1/2|