.........

...

Böyle itirazsız gittim o en uzak ülkeye. Bir daha dönüş olmasın diye yolları tahrib ettim, tahrib edemediğimi de bilerek istereyerek unuttum, zihnimden siliverdim. Bir lügat ihlaliyle attım bütün köprüleri. Artık konuştuğum kelimelerin genel geçer lisanlarda karşılığı yok. Saçma? Saçma gibi görünen şeyin bütün karşılığı Nihade'de geçerli. Karanlıklara böyle karıştım. Derin denizlerin dibine böyle indim. Okyanusun zeminine dokundu ayaklarım. Sisin arkasına böyle sığındım. Buzdağının arkası. Görünür yanımdan daha büyük olan görünmez yanımı suyun altında böyle sakladım.

Daha evvel vardı elbet, ilk değildi. Lâkin bu, vurup da bırakmayanı, alıp götüreni. Sessizce vuruyordu. Aniden oluyordu. Hiç beklenmedik zamanlarda, bazen geliyorum, diyordu. Ama çok defa haber bile vermiyordu. Ben şimdi okyanusun dibinde kavkısı kırık deniz kabuğu. Derin akıntılarla bir o yana bir bu yana yalpalayan su yosunu. Yorumu, yaşamamış kimselere mümkün değil, kelimesi lisanlarda muhtelif. Orada ben şimdi bambaşka bir haldeyim. Canımın acımadığı yerdeyim. Bambaşka bir Nihade'yim.

...

Halimin özeti, taşıyamadığımdan kaçışımdır benim. Şimdiden sonra bir rüyadayım ben. Rüya gerçeğin sılası. Başka türlü nasıl tahammül edilir gerçeğe, bilmiyorum ki ben.

...

 

Nazan Bekiroğlu, Cam Irmağı Taş Gemi

Zeyl: Nihade'nin Beşinci Defteri

 

Fotoğraf: Nazik Altınel

(1 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
26/8/2008 21:20

İstanbul ve Sen

Fotoğraf: Ufuk Tan Keleş

 

 

 

İstanbul bana hep seni hatırlatıyor.
Çünkü onun gözleri de en az senin ki karar yeşil.


Hala, gülümseyen bir lale gibi
Bana sürgününü gönderiyorsun
Dört yanı çevrili bir kale gibi
Ne sır umut, ne de sır veriyorsun

Gemiler gidiyor, sen gidiyorsun
Sulara yansıyor yeşil gözlerin
Hüzün dalga dalga, ıssız ve derin
Beni İstanbul’a terkediyorsun

Sensiz ne şehrayin, ne deniz kalır
Gidersin, harabe olur İstanbul
Martılar göç eder; sular alçalır
Kendini çöllerde bulur İstanbul

Güneşi rengarenk şavkınla gökte
Saçlarını tarar iken bulurum
Beyazı, gecenin çizgilerinde
Ellerini arar iken bulurum

Sensiz çözülür mi gül ve mu/amma
Yüreğimden hala habersiz misin
Adını göklere yazarım amma
Mehtabı kaybolur düşlerimin

 

Nurullah GENÇ

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
26/8/2008 21:19

- SEN GELİYORSUN... -

 

(Fotoğraf: Enver Şengül)

 

 

Sen geliyorsun; kuşlar geliyor bahçelerden

Papatya kokusu bir de, sen gelmeden önce

 

Nasıl tanıyorum bilsen geçtiğin sokakları

Biraz mahmur oluyor bakışları, fersiz, çaresiz

Ölü kelebekler görüyorum sokak köşelerinde

Duvar diplerine bırakılmış acılar

Yorgun ihtiyarlar bir de, gençliğini arayan

 

Sen tüm sokaklardan geçmişsin meğer

Hangisine baktıysam rengi bembeyaz

Bir dokun bin ah işit pencereden

Bir asker ağlıyor kenarında sessizce

Yavuklusunun adını unutmuş gözlerinde

Ne zaman biteceğini askerliğinin

Nereye gideceğini, kim olduğunu

 

Aklının karıştığı mahzenlerde

Bir adam izlerine bakıyor delice

Şimdi sen geliyorsun, biliyorum

Hayallerim geliyor, umutlarım, mutluluğum

Hiçbir şeyi görmüyor gözlerim

Gireceğin kapıdan başka

 

Nurullah GENÇ-Sen Geliyorsun

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
26/8/2008 21:17

Sen Var İken Âlemde Beni Yâd Edecek Yok!

Karşımda, önümde, kalbimde  Hayal Hatun duruyor.
Sanki o söylüyor da ben dinliyorum. 

"Feryâd ki feryâdıma imdad edecek yok,
Efsûs ki gamdan beni azad edecek yok!

....

Kes vars alâkan bana ey tali-i dûnum
Sen var iken âlemde beni yâd ecek yok!

...."
Şair Nigar Hanım

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
5/1/2008 19:19

A$k Ölçer


 


(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

:::...PayLaS BiZLe...:::: Gençliğin Yeni Adresi http://bannerbreak.com/banners/2/710/122692325566648130.gif